Yoğurt, ayran, taht-ı revan

Uzun yıllar adı sonradan ‘Altın Direksiyon’ olarak değişen, Avrupa’nın 1 Numaralı Otomobili ödülünün jüri üyelerinden biriydim. Alman Auto Bild dergisinin lisansıyla, içlerinde Türkiye’nin de olduğu pek çok ülkede yayınlanan dergiler, okurlarına o yıl pazara çıkmış yeni otomobiller arasından hangisini yılın otomobili adayı olarak görmek istediklerini sorar, en yüksek oyu alan otomobil, o ülkenin aday otomobili olurdu. Avrupa ülkelerinden genellikle birbirine yakın ya da birbirinin aynı otomobiller aday olurdu. O yıl Golf, Mercedes’in bir modeli, C sınıfında bir Fransız ve İtalyan otomobili yenilenmişse, Almanya ve diğer Almanca konuşan ülkelerden Golf, Fransa’dan ve İtalya’dan da varsa Golf’le aynı sınıfta olanlar ya da okurların kolay ulaşabileceğini düşündüğü adaylar gelirdi seçmelere.

Peki, bizim okurlarımız ne yapardı? Ortada seçilecek bir Mercedes varsa, mutlaka en yüksek oyu alır ve Türkiye’nin adayı olarak seçmelere giderdi. Mercedes yoksa mutlaka BMW, o da yoksa Audi olurdu. Üstelik en büyük modelleri.

Haliyle Almanlar kazanınca bizim okurumuz da kendini muzaffer hissederdi.

Bu otomobilleri seçmelere gönderen Türk okurların çoğunun bırakın bunları, herhangi başka bir otomobil satın alma ihtimalleri bile çok zayıfken, neden böyle davrandıklarını anlamak aslında o kadar da zor değildi. Hiç olmazsa hayalleri kazansın istiyorlardı.

O yıllarda daha fakirdik. Sonra kanlı bitlerin sayısı görece artınca, bu hayaller daha fazla kişi için gerçek olmaya başladı.

Hatta öyle ki, ‘Alman Otomobil Üreticileri Birliği’ Türkiye’yi hedef ihracat ülkeleri sıralamasında ilk sıralara koymaya başladı. Türkiye pazarı küçüktü belki ama, Alman markalarının yılda 200 bin adete yaklaşan satış rakamlarına ulaştığı bir ülkeyi görmezden gelmek imkansızdı elbette. Hele yoğurdu icat ettiği halde içmeye ayran bulamayan ama buna rağmen taht-ı revan sevdasında olan bir ülkenin parasını almak belli ki pek zevkliydi.

Bu paraları (döviz) verenler elbette hem yoğurdu, hem ayranı olan ve ne hikmetse vatanı milleti sevme sırasında ön sıraları kimselere bırakmayan zevattı ve sanıyorum asıl kafa karıştırıcı durum da buydu, hala karıştırmaya devam ediyor. Dövizimi bozdum, Türk Lirası’yla (Bilginiz olsun Mercedes Türkiye’de Euro değil, TL ile satış yapıyor) otomobil aldım, çünkü memleketimi çok seviyorum! Haksız mı adam, aksini iddia eden taş olur.

E döviz yatırım aracı değil mi, adam önce yatırır, sonra büyütür, sonra da istediği yere harcar bana ne oluyorsa artık?

Neyse uzun ettim, bağlayayım. Hükümetimiz bundan önceki hükümetlerin de yaptığı gibi bu hayasızca akına bir demek için vergiden oluşan bariyeri biraz daha yukarı çekme kararı aldı. Ama bu işi yapacağını önceden herkes duyduğu için, kasım ayında otomobil satışları tarihi bir rekora daha imza attı. Bu rekor satış içinde en büyük artışı hangi marka gerçekleştirdi sizce?

Bildiniz; Mercedes. Satışlarını ekimden kasıma tam yüzde 146 oranında artırarak, artış sıralamasında ilk sırayı aldı.

Almanlar arada kaybetse de genellikle kazanıyor. Ama iki yüzlülük büyük yatırım, hep kazandırıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir