Avrupalı gençlerin gönlünü fethetedecek Amerikalı

Amerikan motosiklet dünyasının ilk akla gelen markalarından bir tanesi, Harley-Davidson yeni Dark Custom Serisi ile genç motosikletseverleri kendisine hedef olarak seçmiş durumda. Bunu da bizi Fransa sahillerinde yepyeni iki modelini kullanmak için davet ederek gösterdi. Tam 380 km boyunca Harley-Davidson’un Dark Custom Serisi’nin yeni iki üyesi Low Rider S ve Roadster modellerini test ettik.

Harley-Davidson, Amerika’nın olduğu kadar dünyanın da önde gelen motosiklet markalarından bir tanesi. 1903 yılına kadar dayanan tarihçesi ile en eskilerinden de olduğunu söyleyebiliriz. Markanın bu tarihi geçmişi ve ilerlemiş yaşı düşünüldüğünde, büyük hacimli motorları ve yüksek sesi ile 2000’li yıllara kadar Harley-Davidson markası genellikle orta yaş ve üzeri bir müşteri kitlesine sahipti. Yüksek motor sesi, yüksek motor hacmi, heybetli tasarım ve yüksek tork seven motosikletçilerin adresi Harley-Davidson olurdu.

Dark Custom New Chapter Marseille France

2000’li yılların başından itibaren Amerikalı motosiklet üreticisi bir değişimin içerisine girdi ve yepyeni bir seri yarattı. Adına da Dark Custom dedi.

Peki bu Dark Custom tam olarak ne?

Dark Custom kısaca, Harley-Davidson’un özünden uzaklaşmadan klasik yüksek hacimli “V2” motor bloğundan vaz geçmeden yepyeni koyu hatlar ve minimalist tasarıma sahip modeller üreterek gençlere yönelme çabası olarak tanımlanabilir. Biz de 3 gün boyunca Marsilya’dan St. Tropez’e olan yolculuğumuzda gördük ki, bunu oldukça başarılı şekilde ortaya koymuşlar.

İlk test konuğumuz Low Rider S; minimalist tasarıma rağmen hala heybetli

Yazının girizgahında da bahsettiğimiz üzere bu yepyeni yaklaşımı ve Dark Custom tasarım anlayışında Harley-Davidson markası genç motosiklet kullanıcıları hedefine aldı. Bu doğrultuda motosiklet üzerinde eski modellerinde olduğu gibi birçok aksesuar, düğme veya fazlalık olmadan tasarlamış. Minimalist bir yaklaşımla, motosikletin üzerinde hiçbir fazlalık olmadan şık bir tasarım yakalamak her ne kadar zor da olsa, marka bunu oldukça iyi başarmış. Low Rider S modeline dışarıdan baktığımızda klasik Harley-Davidson görüntüsünden biraz uzaklaşmış ancak onun genlerini koruduğunu ortaya koyan bir model olarak görünüyor. 105 kübik inçlik, yani 1801 cc’lik V şeklinde konumlandırılmış çift silindiri de ben bir Harley-Davidson’um diyor açıkça. Motor bloğunun yanında dışarıya doğru uzanan ve şık tasarıma katkıda bulunan Hava filtresi de aynı şekilde çekici büyüklüğe katkıda bulunuyor.

Dark Custom New Chapter Marseille France

Kalabalık basın mensubu ekibi ile Low Rider S’ler ile Marsilya’dan St. Tropez’e konforlu bir yolculuk yaptık.

Şık tasarım ve büyük motor yüksek torku ile heyecanlandırıyor

Genç sayılabilecek bir motosiklet kullanıcısı olarak bu modeli gördüğümde hoşuma gittiğini marka yetkilileri ile paylaştım ve hedeflerine ulaşmış olmak onları oldukça mutlu etti. Ama yine de ilk gün Low Rider S’in üzerine çıkıp motorunu çalıştırdığımda hala bazı tereddütlerim vardı. 1801 cc’lik bir motor, 305 kg’lık bir ağırlık. Bu motor virajlarda, frenlemede bu kilo ve motor hacmi ile sorun yaşamaz mıydı, peki ya 305 kg’yi nasıl kaldıracaktı?

018_H-D®-Low-Rider®-S_Dtl

Low Rider S’in minimalist bir yaklaşım ile tasarlanmış ancak şık görünümlü, depo üzerine konumlandırılmış hız ve devir göstergeleri var.

Bu sorularıma gazı ilk açmaya başladığımda cevap aldım diyebilirim. 305 kg’lık kocaman cüssesini V2 motorunun ürettiği 156 NM’lik tork ile kaldırıyordu Low Rider S modeli ve bu 156 NM’lik tork ile motorun çalışma sesi de birleştiğinde Marsilya sokaklarında arka arkaya dizilmiş tam 21 tane canavar dolaşıyordu. Tüm gözler üzerimizde şehirden dağ yollarına çıkarak motosikletleri virajlarda test etmeye karar verdik ve orada da ikinci kez şaşırdık.  Bu canavarlar, şehir içinde yavaş giden ve dikkat çeken motosikletlerken, dağ yollarında, virajlarda bu kadar yüksek ağırlığına rağmen son derece başarılı ve kıvraktı.

024_H-D®-Low-Rider®-S_Dtl

1802 cc’lik hacme sahip motor bloğunun yanında dışarıda konumlandırılmış hava filtresi agresif bir görünüm katıyor

Elbette yüksek hızlarda girdiğimiz virajlarda ayaklıkların yere sürtüp kıvılcım çıkartmaları gibi bir dezavantaj vardı ancak o da bu motosikletin başka bir keyfi diyebilirim. Şehir içinde ağırlık merkezini aşağıya almaya ve motosikleti kontrol etmeye yardımcı, 685 mm’lik yerden yüksekliğe sahip, oldukça alçak selesi şehirlerarası virajlı yollarda da motoru son derece başarılı kontrol etmemizde yardımcı oldu. 1801 cc ve 156 NM’lik torka rağmen, Low Rider S’in ürettiği beygir gücü çok üst seviyelerde olmadığından dolayı ara hızlanmalarda yakaladığı başarıyı son süratte gösteremiyor elbette. Ancak kimsenin Harley-Davidson modellerini otobanda gazlayıp birbiriyle yarışmak için satın alacağını da zannetmiyoruz.

Günün sonunda,

Yumuşak süspansiyonları, konforlu alçak selesi ile bizi hem uzun yolda hem şehir içinde mutlu eden Low Rider S’in ABS’yi standart olarak sunan öndeki çift disk frenlerinin, çok zorlandığı takdirde biraz öne yığılmaya sebep olabildiğini gördük. Ancak Harley-Davidson almak bir tarz satın almak aynı zamanda ve bunu da bütün yol boyunca üzerimizde olan gözler ile farkına vardık. St. Tropez’e vardığımızda bizi orada başka bir motosiklet karşıladı. O da yepyeni Roadster modeliydi. Gelecek hafta Roadster modelinin testi ile sizlerle St. Tropez’den Marsilya’ya doğru gideceğiz….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir